Milletimizin en önemli kutsallarının başında bağımsızlığının sembolü olan bayrağı gelir. İstiklal Şairi'mizin “Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!” mısrasıyla belirttiği üzere uğruna yüz binlerce vatan evladının şehit verildiği o hilalin, kırmızı zeminde yıldızı ile buluşması uzun bir süreç sonrası gerçekleşmiştir.
Bu kitapta Türk bayrağının oluşum sürecini yani hilalin yıldız ile buluşması hikâyesini Fevzi Kurtoğlu’nun akıcı üslubuyla okuyacaksınız. Kitabın sayfalarını çevirdikçe kendinizi kâh antik çağın ritüellerinde, kâh Oğuz Kağan destanında Türk boyları arasında, kâh Akdeniz sularında düşmana korku salan Barbaros Hayreddin’in kadırgasında, kâh İstanbul surlarını şahî topları ile yerle bir eden Fatih Sultan Mehmed ve Mısır fatihi Yavuz Sultan Selim’in yeniçerileri arasında bulacaksınız.

İstanbul’da doğdu. İlk ve orta eğitimini bitirdikten sonra denizciliğe heves ederek Heybeliada’da bulunan Bahriye Mektebi’ne girdi. 1910’da buradan mülâzım rütbesiyle mezun olunca Âsâr-ı Tevfîk zırhlısında staj gördü. Savaş yıllarında çeşitli gemilerde çalıştı. Turgut Reis zırhlısında Trablusgarp, Fuad gemisinde Balkan, 1918-1928 yıllarında Yavuz ve Ertuğrul gemileriyle Hamidiye zırhlısında I. Dünya Savaşı’na ve Millî Mücadele’ye katıldı. Bu arada tarihe olan ilgisi dolayısıyla Bahriye Mektebi’nde tarih öğretmeni olduysa da çok geçmeden tekrar donanma hizmetine alındı. Ancak dönemin Genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın yakın ilgisiyle 1928’de Genelkurmay Harp Tarihi Encümeni Deniz Şubesi müdür vekilliğine tayin edildi. Bunun üzerine kendini denizcilik tarihiyle ilgili araştırmalara veren Fevzi Bey, Deniz Muharebeleri ve Kırım Harbi adlı ilk eserlerini Ankara’da yazdı. Birkaç yıl sonra askerî liselerin öğretmen ihtiyacını karşılamak için İstanbul Dârülfünunu’nda açılan imtihana girerek gerekli eğitimi aldı ve 1931’de binbaşı rütbesinde iken deniz subaylığından ayrılarak öğretmen sınıfına geçti, asıl ilmî çalışmalarını da bu sırada yaptı. 1938 yılında getirildiği Kasımpaşa’daki Deniz Harp Okulu tarih öğretmenliğini hastalanıncaya kadar sürdürdü. Okulun Mersin’e nakli üzerine oraya gittiyse de tatillerde İstanbul’a gelerek ilmî çalışmalarına devam etti. 1944’te fazla mesai yüzünden dimağ yorgunluğu hastalığına yakalandı ve görevinden ayrıldı. Bu hastalığına kalp rahatsızlığı da eklenince 17 Ağustos 1945 tarihinde öldü. Soyadı kanununun çıkmasından sonra Kurdoğlu (daha sonra Kurtoğlu) soyadını alan Fevzi Bey çok çalışkan, herkesle iyi geçinen, bildiklerini cömertçe paylaşmayı seven, dürüst bir kişi olarak nitelenmektedir (Kaynak: MAHMUT H. ŞAKİROĞLU, "KURTOĞLU, Hüseyin Fevzi", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kurtoglu-huseyin-fevzi (20.01.2025).